25 Mayıs 2012 Cuma

Toplum Böceği


      

Hepimiz içimizde büyüyen boşluğu doldurmanın yollarını ararız. Yaş aldıkça, öğrendikçe, kirlendikçe derinleşen, oyuk halini alan o boşluk, hafızayı zorlayıp çocukluğun güzel anılarını çağırdıkça doluyor. Ancak, yola çıkınca yoldaki tozları da yükleniriz. Erkenden hayata karışmak, bilginin, tecrübenin geçip giden zamana yetişememesi, hep bir eksik kalarak, istemediğimiz işlerde çalışarak, duygularımızın törpülenmesi hiç de adil değil! Hem çok renkliliğe-sesliliğe izin vermeyen bir yaşam dayatması altında insan ne kadar kendisi olabilir? Kazanılan unvan, alınan sorumluluk, güç ve itibar sağlarken, kaybedilenlerin peşine düşmekte geç kalabiliriz. Çünkü, mutsuzluk insanı mutlaka kendine çevirir. İnsan hırsla uzandığı ne varsa kendini ezerek oraya varmıştır. Ona ulaşır, ancak sahip olamaz. Hep daha iyisine ulaşma gayretinden, kazandığının kıymetini bilmez. Bir işi, eşyayı, kişiyi değerli ya da değersiz kılan ona karşı aldığımız tutum değil midir? Sistem dediğimiz şey, böyle böyle insanı mahkûm etmez mi?

Kerem Işık, Toplum Böceği kitabının ilk öyküsü İş Mi Bu ŞiBuMi ile Travian’ın ünlü romanı Şibumi’ye gönderme yaparak, şirket-sermaye-birey üçgeni içinde bireyin kayboluş ve yok oluşuna, mekanik bir şekilde işleyen şirket prensiplerine teslim olmanın akıl almaz yönlerine ışık tutuyor. Bu şekilciliği ele alırken yüzeyselleşen, tüketimin etkisinde şuurunu kaybedenlere açık bir gönderme aynı zamanda. İş Mi Bu ŞiBuMi öyküsü ile Rus edebiyatçı Yevgeni Zamyatin 1920 yılında ilk anti-ütopyalardan biri olan BİZ romanıyla akrabalık kurmamız olası. Zamyatin’in Biz romanında(1) karakterlerinin isimleri yoktur. Herkes bir harf ve sayıyla ifade edilir. Çünkü aslolan matematiktir. Kadınlar sesli, erkekler sessiz harflerle çağırılırlar. Roman, D-503 kodlu başkarakterin günlüğü üzerinden aktarılır. D-503 “ENTEGRAL” adı verilen uzay aracının inşasından sorumlu bir matematikçidir. Romanın ilk bölümlerinde bu karakterin ağzından “Tekdevlet” geçmişteki vahşi dönemle uzun uzun karşılaştırılarak övgülerle betimlenir. İş Mi Bu ŞiBuMi ve Bizromanının kesiştiği en önemli nokta çalışanların isimsizleştirilerek kişiliksizleştirme eğilimleri. İş Mi Bu ŞiBuMi şirketin çalışanlarını Alfa Bir, Kalipso, Roket gibi mekanik ve mitolojik isimlerle öncelikle, yaşanılan zamandan koparılmışlığını simgeliyor adeta. İnsani değerleri hızla yok olan şirket çalışanları eleştirmeyen, sadece emirleri yerine getiren robot-insan olma yolunu başarıyla tamamlamaktadır. Kerem Işık ‘modern köleliğin’ ulaşabileceği son noktayı bilim kurgu anlatısı içinde, ironiyi ve kara mizahı vurgulayarak anlatıyor.

İş Mi Bu ŞiBuMi, iş yaşamı değerlendirmesini; zamanla yarışmayı, zaman kavramını yok sayarak kuruyor. Kişileri işletmenin işleyeni haline getiren mekanik isimlerle başka bir dünya algısı yaratılıyor. Çalışanların birbiriyle iletişimini de kısıtlayan iletişim teknikleri gelişmiş, fax çekmek ‘façe’ şeklinde kodlanıyor örneğin. Şirket önüne geçen her şeyi yok ederek ilerleyen devasa bir hortumdan farksız. Bununla birlikte şirket içinde herkes çok mutlu ‘görünüyor.’ Kahkahalar, şakalaşmalar, alkışlar zamanı bölen bir unsur olarak dikkat çekiyor. Öyle ki; şirketin ‘kaynak’ olarak kullandığı çalışanlar, işlerini bilgisayar oyunu oynar gibi yapıyorlar. Gerçeklikten tamamen bağımsız değil İş Mi Bu ŞiBuMi. Disiplin, kurallar ve prensipler inisiyatifle aşılmıyorsa bu katı gerçekliğin aldığı yolda bir sızıntı ve sıkıntı varlık gösterir. Çalışma yaşamında insan, zamanı doğru şekilde kullanmayı, doğru bilgilere ulaşmayı, kaliteli bir yaşamı amaçlarken özdenetim mekanizması, doğrunun içindeki yanlışlara odaklanıyor. Kurum kültürüne o kadar kolay adapte oluyor, bir kartvizite o kadar çok ihtiyaç duyuyor ki kendinden vazgeçtiğini çok sonra fark edebiliyor. Zamanın bir yerinde kırılma noktası yaşadığında ancak kendine dair değerleri özlüyor.

Bir ergenlik dönemi tragedyası öyküsü daha çocukken yetişkinliğin altın kurallarıyla(?) çevrilmenin, uyanıkken kâbus görmek kadar sarsıcılığına vurgu yapıyor. “Yetişkinler her yerdedir”(sf.40) cümlesi büyümenin insanları mutsuzlaştırması: bu mutsuz kişilerin yetinmeyip çocuk dünyasına müdahalesini işaret ediyor. Çünkü aslında yetişkinler oyun oynuyor: Çocuk olamama oyunu. Zalimce, kurgulanmış, planlanmış ve mükemmeli arayan… Çocukluğun alametifarikasını yeniden keşfetmeyi öngören, eğitim sistemini eleştirerek ters köşe eden bir öykü. Çünkü yetişkinlik olağan bir süreç iken, çocuk kalmak zor iş. Kısıtlamalar, koşullar, stratejiler yetişkin dünyasına ait izler. Büyükleri taklit etmek abartılı bir kurgu gibi görünse de yaşantımızın çok da uzağında değil!

Bir velinin güncesi öyküsü uzun cümlelerle, dil oyunlarıyla aynı zamanda yapıbozumculuğa gönderme yapıyor. Birbirine eklenen devrik cümlelerle, kısaltmalarla, iğneleyici bir üslup kullanılarak yazılmış. Kolormatik Tanrı şiirselliği esas alan öykülere gönderme gibi dursa da, yazar önceki öykülerinden farklı olarak şiirsel üslubu deniyor. Afakanus, ikilemelerle yer yer tekerlemeler içeren yine şiirselliğe gönderme yapan bir kısa öykü. Deneysellik ve hızlı ritmiyle dikkat çekiyor.

Kerem Işık, öykü karakterlerini dünyayı farklı algılayan absürd kişiler olarak seçmiş. Dünyayı büyük bir sıkıntıdan kurtarmak da, sebepsizce birinin peşine düşmek de karakterlerin ‘normal’ hali. Kurtulmaya çalıştıkları, tutundukları, boşluktan çıkarttıklarını düşündüklerinde kendilerini hiç de hayal etmedikleri bir noktada buluyorlar. “Ah, katıksız gerçeklikteki şaşırtıcı yücelik!”(sf. 72) Gerçeği alaysamalı ele alan öyküleriyle kontrollü olmak yüzünden hayatın dışında kalan işgücü insanlarının, çözümsüz durumları anlatılıyor Toplum Böceğinde. Çünkü, her biri kendi eksikliğine odaklanmış bir biçimde, çevrelerini değiştirmeye çalışıyor, iş hayatına gömülüyor, olmadık serüvenlerin peşine düşüyorlar. Yadırgatan, gülümseten, farklı biçimler üzerinde düşündüren Toplum Böceği, benlik arayışını merkezine alan bir kitap. Her şeyin kontrol altına alınmak istendiği, ama alınamadığı, hatta kontrolden çıktığı halde ‘yaşamı sahiplenme’ hissi uyandırıyor. İlginç olan, bu hız çağında geleneksel olanı yorumlayış tarzımız. Kişi daha kendi evrenini tanıyamadan toplumun yönlendirmesine maruz kalıyor. Kerem Işık da, “Beni ben yapan özellikler için yalnızca ailemi suçlamanın haksızlık olduğunun farkındayım.”(sf.85) derken, aileyi kuşatan manevi kurallar bütününe, yargılara, insanı toplumun böceğine dönüştüren yolu ‘nasıl yaşamamalıyız’ı göstererek hayata geçiriyor beki de.



Petek Sinem Dulun

Kitap-lık dergisinin 159. sayısında (Nisan 2012) yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder